Not : Arkadaşlar 2 hafta önce dergideki Ersin Karabulutun
yazısı bilen bilir okuyan okumuştur ama görmeyen bilmeyen vardır diye
burada da paylaşmak istedim gerçekten çok samimi bi yazı benim çok çok
hoşuma gitti Ersin Karabulutu zaten yıllardır takip ederim böyle bi
yazısınıda paylaşmamak olmaz herkes görsün bilsin istedim bize
olanları o kadar güzel anlatmis ki hak vermemek elde degil .
Bi 10-15 dk zaman ayirip okumanızı hiddetle tavsiye ederim saygılar.
Selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta
içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. "bu ne
lan duyarlı mısın nesin" diye dalga geçenler olucaktır, ama naapalım,
bu hafta böyle.
geçen gün gidip can yücel'in mezarını kırıp
yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum,
öyle manyak bir okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap
döktüklerini duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak
bu olaya. ama gidip mezarı kıracağını da düşünmemiştim. gerçek bi ayıya
dönüşmüşsün, ne diyim.
peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?
bak
ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz
suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o
yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini,
aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek
istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme
rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben
küçükken daha "iyiydi". otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı
böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle
gibi geliyo.
geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüse şortla bindiği
için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden
böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında
sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bi şey oldu.
mezar yıkıyosun lan, bi düşüm bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev
gibi insanlık anıtına ucube deyip sonra da kafasını kestirdiler. koca
heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyosun, olay bu mu yani?
o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?
zaten
her işi yapıyosun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy
iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyoduk,
sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoduk. "dışarı
çıkın nerde ne yapıyosanız yapın" diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton
kabinleri var ya ordan bize bakıyosun. önce bize seslendiğini anlamadık.
şimdi tam hatırlamıyorum ama "lan yürüyün burda o işler yapılmaz!
yürü!" gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar
korkmadığım için "ne diyo lan bu lavuk" diye bi kabarıcak gibi oldum da
hadi neyse diye indik iskeleden.
geçenlerde de duydum ki otobüs
şöförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bir çift öpüştü diye benzer şeyler
söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam, sen
insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyosun? açık
konuş, o sırada arzuluyo musun yoksa o kızları? günahını almıyım ama
kıskançsın sanırım hafiften. tamam bak mesela bi yerde sap sap otururken
yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorum, bi yutkunuyorum böyle
gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte.
benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana
öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye
bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese
heyecanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek
tavlamaya çalışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım,
öyle olur gibi geldi bi an.
geçenlerde kızarkadaşımla vapura
bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım,
gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi.
çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi
kesiyosun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi
buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum, gelip bi şey
söylesen, ne biliyim "ramazanda utanmıyo musunuz sarmaş dolaş oturmaya?"
desen, etrafımızdaki insanlar da artık çok sesini çıkartmıycak. bi çoğu
da seni haklı bulucak. cevap versem "uzatma" diycekler. kavga çıksa,
ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten
bitmişim. her şekilde haklısın yani.
yanlış anlama, sadece
ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel
olarak senin tavırlarının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana
dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun
sanırım. sürekli laf söylüyosun her şeye. senin için her şey bok gibi.
bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam
bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında "popülist ibne, ayak yapıyo"
diyosun. biri bi film mi çekmiş, "olmamış" deyiveriyosun. sana yaranmak
mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyosun. başka insanları hiç sevmiyosun.
sokakta karşıma çıktığında kötü kötü bakıyosun. sana selam vermeye
korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben sana normalde. ama
yüzüne baktığımda her an "ne bakıyosun lan" diycek gibi davranıyosun.
çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğimi hissettiğin için sen
bundan da hoşnut oluyosun.
geçenlerde yuutub'da eski siyasilerin
bi tartışmasını izledim. demireli, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan
filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı
çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övücek değilim şimdi
tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en
fazla iğneleyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı
başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp
dövücekmiş gibi yapar, hatta "yok öyle lagaluga", "lölö yapma" filan
derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde
öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? "artık böyle... yerse"
filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?
yıllar evvel mısır'a
gitmiş bir tanıdığımız "mısır'da yalan söylemek normal bi şey. kimse
utanmıyo yalancı durumuna düşmekten" demişti de aklım çıkmıştı,
inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya
"abi almanya'da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burda
herkes ayı gibi" diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar "yav olur
mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de
o kadar kötüdür ya da iyidir" diye düşünürdüm.
şimdiyse kusuruma
bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu
topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle
bilmedik mi? nooldu da bu kadar sinirli bi insana dönüştün peki? sana
uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke
ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda
istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye
yatıycak? cebinde parası olan sinirli insanlar mı olalım hep birlikte
yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo.
nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?
bak o olayın olduğu
günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, "yıkılsın kardeşim!" dedi.
böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım,"ya
niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade
ettiği bişey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip
yıkıyolar? normal mi bu sence?" dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani
"şu yüzden yıkılsın" desin ki diyalog ilerlesin diye. adam sadece
"yıkılsın yaa boşver yıkılsın!" dedi zevk alır gibi. sanki heykeller
toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikan alıyo gibi. bu
tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksici de sen miydin lan yoksa? sen
de her işi yapmışsın mna koyiyim, otobüs şöförü müsün taksi şöförü müsün
belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. (kötü
espri gücümle seni pis döverim)
yakına kadar "bu sadece bi dönem.
bu adam da değişicek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni"
diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurtdışında
yaşamaya özenmemiş olan bana bile "eyvah ya, bizim dergilere de bi
şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da
kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek
naapıcaz, ne bok yiycez" dedirttin.
çünkü sen ilerde etek giydiği
için otobüste kızıma yumruk atıcaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla
ben, senin kızına hayatta karışmazdık. yemin ediyorum karışmazdık.
herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir
memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları
okuduğunda azıcık düşünmek yerine "beğenmeyen defolsun gitsin lan!"
diyosun, biliyorum ben seni. zaten burda yaşamamı istemiyo gibisin.
vapurdan dışardaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve
kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları
yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini
anlamak yerine "tribünlere oynuyosun" diyceksin.
bütün bunlara
rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer.
çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli
olma. ne biliyim mezar kırma, heykel kırma, yumruk atma diyorum, çok bi
şey de değil yani. kurban olıyım "burdan gitmek lazım" geyiği yapanlarla
dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaklardan
soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamünaleyküm
derim, bin kat da tercih ederim. hem ben bişeyci ya da başka bişeyci de
değilim. çocukken aynı mahallelerde oynardık, yabancı değilim tanıyosun
beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın
derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki "bak kardeşim ben
sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın". ben de sana derdimi
anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak, sana
mezarını kırıp yıktığın can yücel'in meşhur bi şiirini hediye ediyim
hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.
en uzak mesafe ne afrika'dır,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan.
Sandık.İçi
Ersin Karabulut
25 Ağustos 2011